Doğum Hikayeleri / Leyla Duru Bebek…

Mucize Bebeğin Hikayesi

 

Doktorum bebeği 22 Ekim’de alalım dediğinde ilk yaptığım onun hangi burca geleceğine bakmak oldu. Akrep olduğunu öğrenince “Olmaz!” dedim 19 Ekim olsun ki terazi olsun… Doktorumun akrep burcu olduğunu öğrenmem biraz karışıklık yarattı ama sonuçta akrep burcu erkekleriyle anlaştığımı ama kadınlarıyla hiç anlaşamadığımı söyleyerek gönlünü aldım. Hamile olduğumu öğrendiğimden itibaren telaş ve korkudan yüksek tansiyon sahibi oldum bu yüzden hep normal doğum isterken, kaygılanan doktorum sayesinde sezaryen olmaya ikna oldum.

Bebeğin 19 Ekim’de geleceğini öğrendikten sonra biraz huzur buldum ve bir kaç gün sonra işten izne çıktım çünkü canım hiç çalışmak istemiyordu, doğumdan sonra gelecek yorucu günleri düşünüp bütün gün uyumam lazım diyordum ama bebeğin kıyafetlerini hazırlamak, yıkamak, ütülemek ve diğer yandan eve gelecek ziyaretçileri düşünüp eve çeki düzen vermek için tüm gün ayakta kalıyordum. Geceleri de büyük bir korkuyla karşılaştığım Braxton Hicks kasılmaları beni rahat bırakmıyordu.

Doğuma bir hafta kala son bir kez işlemler için hastaneye gittim. Küçük bebeğimizin kalp atışlarını dinleyip en uygun anestezi türü için kan verdim, ama halâ bir hafta sonra bebeğimizi kucağıma alacağıma inanmıyordum.

Tüm hazırlıklar tamamlanınca hemen bir doğum fotoğrafçısı aramaya giriştik, benden sadece 10 gün önce doğum yapan canım arkadaşım Esra’nın doğum fotoğraflarını görmüş ve eşimle gerçekten çok beğenmiştik. Hiç düşünmeden bizim fotoğraflarımızı da çekmeli diye düşündük ve Esra’dan çok methini duyduğum Esra Demirci’yle iletişime geçtik. Esra Hanım sağolsun anında planlamayı yaptı ve biz heyecanlı bir şekilde beklerken fotoğraf konusunda içimiz çok rahattı.

18 Ekim günü çantamızı kapının yanına koyduk, annemle babam yattıktan sonra Ersel’le oturup bir film izledik ve heyecanımızı bastırarak sakin kalmaya çalıştık. Ayrıca belki de uzunca bir süre böyle rahatça oturup bir film seyredemeyecektik:)Hastane bizi sabah 6 buçukta çağırmıştı ve ben zaten hiç uyumamış ve saat 4’te giyinmeye başlamıştım. Babamın her zamanki acelesiyle evden 10 dakika sürecek hastane yolculuğumuza yarım saat önceden çıktık. Korkudan ölecek halde acil servisten giriş yaptık. Korkuyordum çünkü hayattaki bir kaç büyük fobimden biri ameliyat olmaktı ama bebeğime kavuşacak olmanın sevinciyle gülmeden duramıyordum. Artık süreç başlamıştı, gelen giden görevliler, yarım saatte bir karnıma bağlanan NST aleti, doldurulan evraklar, hemşireler, hasta bakıcılar ve sonunda doktorumun yüzünü görmüştüm. O anda en çok ihtiyacım olan kişi oydu sanırım. Bugüne kadar gittiğim Kadın-Doğum doktorları arasında en iyisi ve en kafa dengi hatta bütün doktorlar arasında en kafa dengi oydu. Can Şener hayatımda ve bebeğime kavuşmama giden yolda psikolojime en iyi gelen şeylerden biriydi. Polikistik Over Sendromlu bir kadınken ve bütün doktorlar tedaviyle hamile kalmam gerektiğini söylerken aniden hamile kaldığımda Can Bey bana “Bu mucize bebek:)Sana çok iyi bakacağız Büke” demişti. Onun bana verdiği güvenle 9 ay boyunca tansiyonum yükselse bile bir an bile dehşete düşmedim.

Derken fotoğrafçımız Esra Hanım geldi ve kısa bir sohbetin ardından sakince sanki odada hiç yokmuş gibi çekimlerini yapmaya başladı. Ersel’le benim doğal davranmamız gerekiyordu fakat hem kameraya alışık olmayan insanlar olarak hem de o anın heyecanıyla ne yapacağımızı şaşırmıştık:)Sürekli saate bakıyordum, çoktan 8 olmuştu ve her an beni almaya gelebilirler diye düşünürken bir grup hemşire odaya girdi, beni alıp hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bir yolculuğa çıkardılar. Yanımda Ersel ve Esra Hanım, en azından tanıdık yüzler var, ama Can Bey Ersel’in doğuma girmesine izin vermedi. Bir an kendimi herkesin başka telden çaldığı soğuk bir yerde buldum. Korkudan deli gibi terlerken soğuk biraz iyi gelmişti, önce bir kaç kişi şefkatle nasıl olduğumu ve herşeyin çok güzel gideceğini içeren kısa bir konuşma yaptılar. Diğer yandan anestezi doktorum belimde doğru yeri bulmak için uğraşıyordu. Ben de beni omuzlarımdan bastıran erkek hemşireyle konuşmaya çalışıyor fakat içimde bebeğim olmasına rağmen kendimi çok yalnız hissediyordum…

Sonunda Can Bey geldi, gözlerim Esra Hanım’ı arıyor. Doktorum başıma dikilip, elleri kolları bağlı halde yatan, belden aşağısı uyuşmuş olan bana doğru baktı ve her zamanki gülümsemesiyle “Nasılsın? Hazır mısın?” dedi. “Değilim” diyebildim… Gülümsedi ve karnımla başımın arasına giren perdeyi kaldırdılar. Herşey aniden gelişmişti karnımda gezinen bir şeyler, kasıklarımda acayip bir his… Ve ilk kesiği hissettim, hakikaten bir fermuarı açar gibiymiş. Sonrasında da garip bir yanık kokusu… Daha önce defalarca ama zorla izlediğim sezaryen operasyonunun ilk adımı lazer ile kesme gerçekleşiyordu işte o an 9 ay boyunca 17’ye 12’lerde gezen tansiyonum 8’e 4’e falan düşmüştü, mide bulantısı da yanında. O masada yatmış olan herkes gibi ben de karışık duygular içerisindeydim, durmadan Esra Hanım’a bakıyordum çünkü herşeyi görüyordu ve yüzünde bir endişe, üzüntü arıyordum ki kendisi doğum boyunca göz göze geldiğimiz her an bana gülümsüyordu.

Leyla Duru gelmişti… Kontroller için çocuk doktorunun yanına götürdüler. Ağlasam mı gülsem mi? “Bir sorun yok di mi?” diyordum ard arda fakat ya sesim çıkmıyordu ya da kimse beni duymuyordu. Hemen kontrollerini yapıp Leyla Duru’nun minicik yüzünü yüzüme dayadılar… Güzel kokuyordu… Sıcacıktı ve pamuk gibiydi. Yanağına bir kaç öpücük kondurdum bir an önce dokunmak istiyordum ama kollarım halâ bağlıydı. Leyla’yı yıkamak ve giydirmek için yukarı çıkardılar, ben de içine sürüklendiğim mutluluk bulutu ve şaşkınlıktan gözümden akan iki damla yaşla birlikte dikişlerim için soğuk ameliyathanede kalakaldım. Aslında biraz sakinleşmek ve olayı sindirmek için biraz tavana bakmak iyi gelmişti. Yaklaşık yarım saat sonra ameliyathaneden çıktım, kapıda Ersel beni bekliyordu, yüzünde kocaman bir gülümseme… Ben de duygusal anları sabote etmekteki ustalığımda yine bir kaç şey saçmaladım. Odamıza gittiğimde annem ve babam gözlerinde yaşlarla onlara yaşattığım bu sevinç için bize teşekkür ettiler. Yeni bir aile olarak daha büyük ailenin parçası olmanın neşesinı o zaman tattım.

Leyla Duru’yu odaya getirip kucağıma verdiklerinde artık sakinleşmiştim ama “mucize bebeğimiz”i uzun izlemek, koklamak, öpmek istiyordum. Yanakları o kadar yumuşaktı ki dokunduğumu hissetmiyordum. Küçük, şişmiş suratıyla uykuya dalmıştı bile. O an artık hayatımın değiştiğini, bana, bize bağımlı bir küçük varlığın peşinden sonsuza dek gideceğimi anladım.

Leyla gözlerini ilk kez açıp bana baktığında ne hissetti bilmiyorum ama ben onun gözlerine baktığımda aslında mutluluğa, başarıya, zenginliğe ve daha bir çok şeye ulaşmanın yolunun paylaşmak olduğunu anladım, çünkü o andan itibaren farklı hayatlar sürsek de bir kalbi paylaştığımızı ve o kalbin içinde ne ararsam bulacağımı biliyordum.
BükeTanır / 13 Subat 2012

                                                                           

Your email is never published or shared. Required fields are marked *

*

*


Back to Top Contact Me Share on Facebook Tweet this Post Email to a Friend